Bu ülkede sorun devletin kendisi değil. Sorun; devleti temsil ettiğini sanan ama halktan, sorumluluktan ve ahlaktan kopmuş kadrolardır. Devlet dediğin, halkın iradesiyle, vergisiyle, kurallarıyla ayakta durur. Ama bugün bu yapının içine çöreklenmiş bir kesim, devleti kendi çıkar düzenine çevirmiş durumda.
Sahte diploma skandalı sadece bir belge sahtekârlığı değildir. Bu skandal; yıllardır görev verilen, koltuk teslim edilen, yetki tanınan birçok kişinin ne kadar denetimsiz, ne kadar sorumsuz ve ne kadar gayri ahlaki bir yapının parçası haline geldiğini ortaya koydu. Asıl mesele; bu kişileri oraya getiren, orada tutan ve onlara yol açan çarpık sistemdir.
Bugün o diplomaları para karşılığı alanlar kadar; o belgeleri sorgulamadan işleme alanlar, görmezden gelen denetçiler, siyaseten koruma sağlayanlar da suçludur. Çünkü mesele bireysel değil, sistemseldir. Mesele; devletin içine sızmış bir çürümenin artık sıradanlaşmasıdır.
Bu ülkenin milyonlarca genci sabahın köründe kalkıp ders çalışıyor, sınava giriyor, alın teriyle bir yere gelmeye çalışıyor. Ama birileri masa başında para verip diploma alıyor, meslek ediniyor, kurumlara yerleşiyor. Bu sadece bir adaletsizlik değil; halkın emeğine, ülkenin geleceğine hakarettir.
Kurumlar yerinde duruyor gibi görünüyor ama içleri boşalmış. Ne denetim işliyor, ne liyakat gözetiliyor, ne sorumluluk alınıyor. Koltuklara oturanlar, o koltukların hakkını vermiyor. Kendini devlet zanneden ama aslında halkın vergisiyle maaş alan kadrolar, milletin iradesini temsil etmiyor.
Ben bu tabloya “devletin suçu” demem. Çünkü suç, devlete değil; devlete sızmış o gayri ahlaki çıkar şebekelerine aittir. Devletin görevi şeffaf olmaktır. Hesap vermektir. Kamu adına görev yapan herkes, en başta halkın güvenine karşı sorumludur. Ama bu sorumluluk unutulmuş, bu vicdan askıya alınmıştır.
Ve asıl felaket budur.
Sahte diplomalar belki birkaç yüz kişiyi ilgilendiriyor gibi görünür. Ama aslında milyonlarca insanın, bu sisteme duyduğu güveni sarsıyor. Çünkü artık herkes şu soruyu soruyor: Bu kadar açık bir çarpıklık yıllarca nasıl fark edilmez? Fark edildiyse neden durdurulmaz? Durmadıysa, bu yapının siyasi ve bürokratik sorumluları nerede?
Bu ülkede iş kazaları, tren faciaları, belediye pasaport skandalları, yanan oteller, patlayan fabrikalar… Hepsinin ortak noktası: Denetimsizlik. Ve denetimsizliğin arkasında hep aynı anlayış var: “Biz yaparız, kimse karışamaz.”
İşte bu anlayış değişmeden, sahte belgeleri değil; o belgeleri mümkün kılan ahlaksız yapıyı sorgulamadan hiçbir yere varamayız.
Ben devleti savunurum ama devleti kirletenlere karşı susmam. Çünkü gerçek devletçilik, halktan yana olmakla başlar. Liyakatsizliği örtmekle değil; açığa çıkarmakla olur. Ahlaksızlığı sır gibi saklamakla değil; kamu vicdanına teslim etmekle olur.
Bu hafta sahte diplomalar konuşuluyor olabilir. Ama biz meseleye sadece “kimin diploması sahte” diye bakarsak, asıl tehlikeyi ıskalarız.
Çünkü bugün sahte olan sadece belgeler değil. Sahte olan bir zihniyettir. Sahte olan bir düzendir. Sahte olan, halkın içinde devlet gibi davranan; ama aslında kendi düzenini kurmuş kadrolardır.
Ve biz bu devletin ruhunu unutmadık.
Bu, bir milletin kaderini yeniden yazanların yürüyüşüdür.
Gerçek devlet adamlığının ciddiyeti, halka ve tarihe karşı duyulan sorumluluğu bu kadrajda saklıdır.
Bizim mücadelemiz, işte o ruha yeniden kavuşmak içindir.

